_____________________________________________________________________________
Anasayfa - Akademik Danışman - Basında Topluluğumuz - Deniz Harekatı - Dergimiz Şehit'ten Kale'ler - Faaliyetlerimiz - Fotoğraflar - Gruplar - Hakkımızda - Haritalar Hava Harekatı - İletişim - Kara Harekatı - Kara Harekatı Öncesi Durum - Komutanlar - Kronoloji - Linkler -Logomuz - Makaleler - Menkıbeler - Mustafa Kemal Atatürk - Osmanlının Savaşa Girmesi - Savaş Öncesi Durum - Şehitlik ve Anıtlarımız - Şehit Mektupları - Şiirler - Üniversitemiz
Yabancı Anıtlar - Yönetim Kurulu - Ziyaretçi Defteri

Copyright © 2008--------------------------------------------------Tüm Hakları Saklıdır--------------------------------------Tasarım : ÇSATT Bilişim Grubu


ŞİİRLER

 

Anadan Şehide Son Veda
Asker Görünce Ağlardın
Aşık Çileli
Bir Başkadır Çanakkale
Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor
Bir Yolcuya
Boyabatlı Mustafa
Çanakkale Şehitlerine
Çanakkale'de Bir Mehmetçik
Çanakkale'ye Giderken
Çanakkale'yi Ziyaret
Gitme Ey Yolcu
Hasan Çavuş'un Anasından
Hasan Etem'in Validesine Son Mektubu
Hedef Koaçimen
Karaçimen Deresi Kan Ağlıyordu
Kardeşim'e
Meçhul Asker
Pervin'in Rüyası
Silahıyla Gömülenler
Siperden Mektup
Yaralının Derdi




 

 

 

ÇANAKKALE’DE BİR MEHMETÇİK

Çanakkale cephesinde çarpışan bir Anadolu  delikanlısının ateş altında kıldığı namazını, çok içli, sımsıcak bir şekilde gözler önüne seren şair Ahmet Nedim’in “Namaz” isimli şiiri, bizi biz yapan dinamikleri, Mehmetçiği “Mehmetçik” yapan değerleri ortaya koyması açısından çok değerlidir.
Süngüsünden kurduğu mihrabın önünde, ateş çemberi altında, huşu içinde Rabbine yönelip sonra da cepheye koşan Mehmetçiği tasvir eden bu şiiri gelin  birlikte ruhumuza yudumlayalım :

İngiliz vakit vakit gemilerden, siperden…
Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü.
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.

Böyle büyük görünen şey küçük bir insandı,
Fakat bana çok dokundu, ayaklarım bağlandı.

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçerken
Güllelerin cehennemlik yağmurundan kaçarken
Yolun biraz kenarında, tek başına bir nefer,
Pervasızca bombalardan, ateşlerden, her şeyden

Kendisine, süngüsünden bir mihrapçık kurmuştu.
Sonra onun karşısında namaza durmuştu.

Ne havada ıslık çalan ve düştüğü yerlere
Kızgın çelik dahmelere ölüm saçan gülleler
Ne, semada ifrit gibi, vızıldayan tayyare…
Ne dünyalık bir dünce, ne bir korku, ne keder.

Onun demir yüreğini oynatmaktan acizdi,
Sanki toplar, şarapneller tehlikesiz, sessizdi!

Potinleri yanındaydı, Onun büyük saygısı
Kunduralı ibadeti görmüyordu muvafık.
Böyle temiz bir yüreğin bütün işi, kaygısı,
Elbet Hak’kın rızasına olmalıydı mutabık.

Kuru toprak üzerinde kundurasız kılınan
Bu namazın pek uygun kubbesiydi asuman.

Bir çam, ona gölgesinden yapmış idi seccade
Sanki tekbir alıyordu, vakit vakit, top sesi…
Gözlerin, sade akı beyaz kalan yüzünde
Parlıyordu, o sarsılmaz imanın gölgesi.

Bir Müslüman nasıl olur, bu levhadan anladım
Hürmetlerle yavaş yavaş sokuldum beş on adım

Başındaki kabalığın gölgesine gömülen
Süzük gözler dikilmişti o süngüden mihraba
Hak’kın büyük divanında, eli bağlı dururken
Artık O, can kaygısını almıyordu hesaba.

Allah Allah, bu ne yüksek bir imandır ya Rabbi
Bir Müslüman, ne büyük bir kahramandır ya Rabbi!

Kahramandır, çünkü toplar etrafında patlarken
Zerre kadar titremedi, namazını bozmadı.
Dört  yanına ateş saçan, türlü türlü afetten
Sanki onu koruyordu bir meleğin kanadı.

Onun, böyle tevekkülü bana pek çok dokundu.
Yüreğimi bir şey ezdi…iki gözüm sulandı.

Ey medeni İngilizler! Daha varsa getirin
İnsanları, küme küme öldürecek şeyleri…
Getirin de şu cenneti cehenneme çevirin,
Bak onlar korkutur mu bir Müslüman neferi?

Bunu hala anlamıyor ne Hamilton, ne Grey
Müslüman’ı korkutamaz Allah’ından başka şey.

Böyle dalgın, düşünerek geçerken ben yanından
Sağa sola selam verdi, namazını bitirdi.
Sonra, biraz kımıldadı. Ellerini, yaradan
Tanrı’sına dua için gökyüzüne çevirdi.

Şimdi, artık, Allah’ına döküyordu derdini
Gözlerini kapamıştı, unutmuştu kendini

Tanrı’sına karşı, boynu bükük duran bu nefer
Korku bilmez bir yiğitti… Hürmetlerle eğildim…
Duasına, mutlak “Amin”diyorlardı melekler.
Kendimi pek fazla gördüm, usul usul çekildim!

Ben giderken kulağıma değdi onun sadası :
“Allahümme salli ala seyyidina…” duası.

Çekilmiştim ; fakat hâlâ geriye
Bakıyordum ne yapıyor o diye.
Ben merakla, böyle durup bakarken
O, doğruldu silkinerek yerinden.

Tanrı’sıylahesabını bitirdi
Süngüsünü kılıfına geçirdi.
Gidiyordu… Arkasından seslendim
Dönüp baktı, cevap verdi : “Efendim!”
“Uğurola, acelen ne hemşerim?
Biraz eğlen, gel cigara içelim.”
“Yok efendi, affedersin işim var.
Öyle çokluk eğlenemem vakit dar.”
“Adam sende ne olurmuş, gel biraz,
Şuracıkta oturalım…”
“Olamaz sonra belki yetişemem nöbete.
Buradan daha epey sürer şu tepe.
Başka vakit görüşürüz inşallah.”
“Selametle koç yiğidim eyvallah
Fakat bari, şu paketi olsun al.”
“Eksik olma, tütün içmem, hoşça kal!”
Bir söz daha : “Neredensin?”
“İlerde, Kanlı Sırtın önündeki siperde.”
Böyle deyip şahin gibi süzüldü,
Sanki bir aslandı çözüldü.

 Kanlı Sırtın önlerinde eğlenirmiş bu aslan
Fakat bilmem bu toprağın kansız yeri neresi?
Düşmanlarda şahittir ki, seller gibi çağlayan
Türk kanı ile ypğrulmuştur bütün dağı, deresi.

Sen de işte o fedakar erlerdensin ey yiğit!
Vazifen pek mukaddestir, ama durma haydi git.

Adı neydi, nereli idi? Soramadım kendine,
Fakat onun Türk olduğu lisanından belliydi,
Adı Mehmet, ya Ahmet’miş anlamaya hacet ne?
Oradaki yiğitlerin hepsi de bir halliydi.

Hepsi dindar, hepsi nazik, hepsi tosun, hepsi mert
Hepsinde de düşman kini bir onulmaz acı dert.

Selam size, ey Bursa’nın, Ankara’nın, Konya’nın
Vatan için ölümleri şeref bilen evladı!
Emin olun, sizden akan bir damlacık al kanın
Elemiyle bir milletin bütün ruhu kanadı.

Şimdi hâlâ, nerde görsem kabalaklı bir asker
Hatırıma gelir hemen namaz kılan o nefer.

AHMET NEDİM EFENDİ