_____________________________________________________________________________
Anasayfa - Akademik Danışman - Basında Topluluğumuz - Deniz Harekatı - Dergimiz Şehit'ten Kale'ler - Faaliyetlerimiz - Fotoğraflar - Gruplar - Hakkımızda - Haritalar Hava Harekatı - İletişim - Kara Harekatı - Kara Harekatı Öncesi Durum - Komutanlar - Kronoloji - Linkler -Logomuz - Makaleler - Menkıbeler - Mustafa Kemal Atatürk - Osmanlının Savaşa Girmesi - Savaş Öncesi Durum - Şehitlik ve Anıtlarımız - Şehit Mektupları - Şiirler - Üniversitemiz
Yabancı Anıtlar - Yönetim Kurulu - Ziyaretçi Defteri

Copyright © 2007--------------------------------------------------Tüm Hakları Saklıdır--------------------------------------Tasarım : ÇSATT Bilişim Grubu


HASAN ETHEM


"Valideciğim,

Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi!

Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın
ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken
aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye
etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Söyle güzel ve
mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım,
uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgâra mukavemet edemeyerek
eğilmesi, bana, annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi. Hepsi benden
tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni, annemden mektup geldi diyerek tebrik
ediyorlardı. Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem
çam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir
ediyorlardı. Nazarlarımı sola çevirdim cığıl cığıl akan dere, bana
validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu... Başımı
kaldırdım, gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım. Hepsi
benim sevincime iştirak ettiğini, yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu.
Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül, tatlı sedası ile beni teshir
ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek
istiyordu.

 İşte bu geçen dakikalar anında, hizmet eri:
- Efendim, çayınız, buyurunuz, içiniz, dedi.
- Pekala, dedim. Aldım baktım, sütlü çay...
- Mustafa bu sütü nereden aldın? dedim.
- Efendim, su derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu?
- Evet, dedim. Evet ne kadar güzel.
- İşte onun çobanından 10 paraya aldım.

Valideciğim, on paraya yüz dirhem süt, hem de su katılmamış. Koyundan simdi sağılmış, aldım ve içtim. Fakat bu sırada düşünüyorum. Ben validemin sayesinde onun gönderdiği para ile böyle süt içeyim de, annem içmesin, olur mu? Şevket neden içmiyor? Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu: "Validen kaderine küssün, ne yapalım. O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akısını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi."

Şevket merak etmesin, o görür, belki de daha güzellerini görür. Fakat
valideciğim, sen yine müteessir olma. Ben seni, evet seni mutlaka buralara
getireceğim. Ve su tabii manzarayı göstereceğim. Şevket, Hilmi de senin
sayende görecektir. O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır
yıkayan askerlerim saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu

Ey Allah’ım, bu ovada onun sesi be kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu. Herkes, her şey,
bütün mevcudat onu, o mukaddes sesi dinliyordu. Ezan bitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık. O güzel yeşil çayırların üzerine
diz çöktüm. Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum. Ellerimi
kaldırdım, gözlerimi yukarı diktim, ağzımı açtım ve dedim :
- Ey Türklerin Ulu Tanrısı! Ey su öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların, su heybetli dağların Halkı! Sen bütün
bunları Türklere verdin. Yine Türklerde bırak. Çünkü böyle güzel yerler,
seni takdis eden ve seni ulu tanıyan Türklere mahsustur.

"Ey benim Yarabbim! Su kahraman askerlerin bütün dilekleri; ism-i celalini
İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle, ve
huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz
askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün
mahveyle!" diyerek bir dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes’ut, benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi.

Dünyanın en güzel yerleri burası imiş. Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor. İnşallah düşman asker çıkarır da, bizi de götürürler, bir düğün yaparız, olmaz mı? Kadir’e mektup yazdım. Valideciğim, evdeki senet vesaireyi kimselere kat’iyyen vermeyin ve sorarlarsa biz bilmiyoruz deyin. Çantayı al, sandığa koy. Ben sana vaktiyle anlatmış idim., bu dünya böyledir. Fakat sen merak etme. O parayı vermese, adliyedeki adam vermezdi. Hani nasıl aldık. Yalnız zaman ister. Valideciğim, çamaşır falan istemem, paralarım duruyor, Allah razı olsun."

 

Oğlun Hasan Ethem
4 Nisan 1331
(17 Nisan 1915)

 

**ŞEHİT MEKTUPLARI SAYFASINA DÖN**