_____________________________________________________________________________
Anasayfa - Akademik Danışman - Basında Topluluğumuz - Deniz Harekatı - Dergimiz Şehit'ten Kale'ler - Faaliyetlerimiz - Fotoğraflar - Gruplar - Hakkımızda - Haritalar Hava Harekatı - İletişim - Kara Harekatı - Kara Harekatı Öncesi Durum - Komutanlar - Kronoloji - Linkler -Logomuz - Makaleler - Menkıbeler - Mustafa Kemal Atatürk - Osmanlının Savaşa Girmesi - Savaş Öncesi Durum - Şehitlik ve Anıtlarımız - Şehit Mektupları - Şiirler - Üniversitemiz
Yabancı Anıtlar - Yönetim Kurulu - Ziyaretçi Defteri

Copyright © 2007--------------------------------------------------Tüm Hakları Saklıdır--------------------------------------Tasarım : ÇSATT Bilişim Grubu

Avustralya’nın ana mezarlığı olan Lone Pine mezarlığından hemen sonra Kırmızısırt üzerinde görünen mezarlık aynı zamanda Kanlısırt’ın da üzerinde bulunduğu 400 rakımlı platonun kuzeyinde yer alıyor. Bölge, Yarbay Johnston’ın emrindeki birliklerin ulaşabildikleri en ileri nokta olarak bilinmektedir. Mezarlık adını Yarbay Johnston’ın emrinde bulunan bir topçu subayın, karşı tarafın birliklerine şaka yapmasından esinlenerek, İngilizce “şaka yapma” anlamına gelen “jolly-up” deyiminden ve Yarbay Johnston’dan almıştır.

Mezarlıkta kimliği belli 1 Yeni Zelanda, 39 Avustralya askeri ve 141 tane de kimliği belirsiz asker olmak üzere toplam 181 müttefik askeri yatıyor. Mezarlığa gömülme işlemi mütareke döneminden sonra yapılmış.

 


JOHNSTON’S JOLLY MEZARLIĞI


           
           Mezarlığın bulunduğu nokta çıkarmanın ilk günü olan 25 Nisan’da Kanlısırt(Lone Pine) ile beraber ele geçirilmiş fakat ertesi gün (26 Nisan akşamı) Türkler tarafından geri alınmış ve Müttefik kuvvetlerince bir daha ele geçirilememiştir.
            Bu sırt boyunca yer alan Müttefik hattı 1915 Mayıs’ının ilk haftasında yerine oturmuştu. Bununla beraber çıkarma muharebesi başarısızlıkla sonuçlanmış, ne Anzak birlikleri ne de Seddülbahir’deki Britanya birlikleri Gelibolu Yarımadası’ndaki hedef noktaları ele geçirememişlerdi. Asıl amaç, Çanakkale Boğazı’ndan içeriye girip, burayı savunan tabyaları susturmak. Sonrasında ise teorik olarak Kraliyet Donanması İstanbul’a ulaşacak ve Osmanlı savaş dışı bırakılacaktı. İstanbul’a ulaşmak onların en büyük hayaliydi. Nitekim bir Avustralya Denizaltısı olan AE2, 25 Nisan sabahı boğazı geçmişti. Ve İngiliz komutanlar bu durumdan çok iyi yararlanmasını bilmiş, çıkarmanın ilk günü karaya ayak basan Anzak askerlerini “Haydi Avustralyalı! AE2 başardı, Sen de başaracaksın.” diyerek motive etmişlerdi.
Anzaklar mevzilerini sağlamlaştırmaya çalışırlarken, Türk komutanları ise onların, mevzilerini daha fazla sağlamlaştırmadan bölgeden atılmaları gerektiğini düşünüyorlardı. Türk komutanların bu fikirleri sadece düşüncede kalmayacak 19 Mayıs’ta düşmanı bölgeden tamamen atmak için bir taarruz yapılacaktı.
            18 Mayıs günü yaklaşık 42.000 Türk askeri doğudaki vadilerde toplanmıştı. Bu askerlerin büyük bir kısmı İstanbul’dan yeni gelen mektepli, eli daha hiç silah tutmamış olan Türk askerleriydi. Hatta bu Türk askerleri 18 Mayıs akşamı cepheye henüz gelmiş, sabahında taarruz edecekleri bu alanı keşif bile etmemişlerdi. Fakat İmroz Adası’ndan gelip, Kraliyet Donanması savaş gemileri için keşif görevi yapan Kraliyet Donanması Hava Kuvvetleri uçakları bunları görmüşlerdi . 19 Mayıs günü saat 03.00’da, yani tan vaktinden epeyce önce Anzak siperleri tamamen askerle dolu bir halde tüm hat boyunca hazır olarak Türk hücumunu bekliyordu.
Saat 03.00’dan kısa bir süre sonra, Türk askerlerinin süngülerinin parıltıları şu anda Kırmızısırt’ta mezarlığın bulunduğu yer ile kuzeydeki bir sonraki sırt olan Merkez Tepe arasında, bulutsuz gecede ilerlerken görülmüştü. Avustralyalılar ateş etmeye başladılar ve sabahın ilerleyen saatlerinde Anzak hattı boyunca özellikle burada, yani Kanlısırt Platosu’ndaki Merkez Tepe’ye ve Bombasırtı’na çıkan sırttan hücum eden Türk dalgalarına 948.000 tüfek ve makinalı tüfek mermisi yağdırdılar. Bir Avustralyalı bu olayı, düşmanı sürüler halinde vurdukları ‘kanguru avına’ benzetirken, bir diğeri ise siperlerin neredeyse üzerinde ayakta durup, tüfek namluları elle tutulamayacak kadar ısınana dek ‘olabildiğince çabuk ateş ettiklerini’ anlatır.
           Kimi kaynaklarda da geri siperdeki Avustralyalı askerlerin ön siperdeki askerlere “Türk” öldürmek için para verip ön siperde bu şekilde yer satın aldıkları söylenmektedir. Yani savaş o gün Müttefikler için “Türk” öldürme oyununa dönüşmüştü. Fakat her öldürdükleri “Türk” genci kurulacak olan Türkiye’nin “Geleceği”nden çalınmıştı. Çünkü öldürdükleri askerlerin çoğu Mektepli Türk gençleriydi.
           Türk tarafından yaklaşık 3.500 asker şehit olmuş ve 6.500 asker yaralanmıştı. Buna karşılık Anzaklar 160 ölü ve 468 yaralı vermişlerdi. Anzaklar Türklere karşı ilerleme kaydedemezken, bu hücumun başarısız olması, Anzak hattının tüfek ve makineli tüfeklerle yapılacak bir piyade hücumuyla alınamayacağını gösterdi. Anzak askerleri, 19 Mayıs’tan sonra Türkleri kendileri gibi cefa çeken kişiler olarak görmeye başlamış ve onların cesaretlerine ve başarılarına karşı saygıları artmıştı.
Hücumdan bir iki gün sonra çürüyen cesetlerin ağır kokusu yayılmaya başlamıştı. İki tarafın da ölülerini gömmeleri için 24 Mayıs günü saat 07.00 ile 16.30 arasında ateşkes yapıldı. Ateşkesin gerçekleşmesine ön ayak olan Britanyalı Yüzbaşı Aubrey Herbert, Anzak kadrosundaki İngiliz komutanlardandı. 24 Mayıs sabahı, Yüzbaşı Herbert Türk subaylarıyla buluşup, onlara sahilden Kanlısırt Platosu’na çıkan sırta kadar eşlik etti. O, siperlerle yarıntılar arasındaki manzarayı ‘tarif edilemez’ bir halde buldu. Koku o kadar dayanılmazdı ki, bir Türk Kızılay’ı görevlisi ona, burnuna tutması için kokulu antiseptik bir pamuk verdi. Bu koku ‘sık sık tazelendi’. Ve bir Türk subayı Herbert’e şunları söyledi:
“Bu manzara karşısında en nazik kişi kendini vahşi hissetmeli ve en vahşi kişi de ağlamalı.”
Sırta çıkmaya devam eden Herbert, Anzak mermilerinin etkisini gözleriyle gördü:
“Onlar [Türk şehitleri] mersin büyüyen çukurları dolduruyorlar. İnsan makinalı tüfek ateşinin sonucunu açıkça görüyor; bölüklerin tamamı mahvolmuş - yaralı değil, ölüler; ileri fırlamalarının şiddetiyle başları altlarında kalmış ve iki elleriyle süngülerini tutuyorlar. Sanki Tanrı yüzlerine felaket üflemiş gibi ...”
New South Wales Eyaleti’nden gelen 4. Tabur’dan ve New South Wales Eyaleti’nin Sydney şehrinin Maroubra semtinden olan Çavuş Apear De Vine şunları yazdı:“Zaman hiç de kötü birileri gibi gözükmeyen Türklerle arkadaşlık yaparak geçti. Bu günden sonra Türkler hakkındaki fikirlerimiz değişti ...”

19 Mayıs hücumunun ve 24 Mayıs ateşkesinin Anzak tarafı için önemli sonuçlarından biri, Avustralyalı askerlerin kendi mermilerinin Türk mermileriyle aynı etkiyi yarattığını ve Türklerin de kendileri gibi insan olduklarını görmeleriydi.

Hiç şüphesiz Türk tarafı için en önemli ve en ağır sonucu Ülkenin geleceğine ışık tutacak olan gençleri böylesine kolay kaybetmekti. 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı olarak gönlümüzde yer alırken, bilinmelidir ki 19 Mayıs aynı zamanda Çanakkale savaşında en çok gencin şehit olduğu gündür ve belki de gönlümüzde bu yeri de almalıdır.

Sydney Mail Gazetesi, 6 Ekim 1915

Aubrey Herbert, Mons, Anzac and Kut, Hutchinson & Co. 1930

**YABANCI ANITLAR SAYFASINA GERİ DÖN**